April 28, 2011

www.fundifun.blogspot.com

Blogger sevgili, zavalı ülkemde yeni bir emre kadar kapanmadığı sürece http://www.fundifun.blogspot.com adresindeyim.

Love you much

Sizi oraya bekliyorum.

Advertisements
April 21, 2011

Rudie Can’t Fail

Rudie Oturuşu

Bugün günlerden “The Clash” günü arkadaşlar.  Gökyüzünde yavaş yavaş güneş kendini göstermeye başlarken böyle güzel ritmler kalbimizi de ısıtıyor de mi?

Bi şey diyeceğim, biliyor musunuz, dün akşam Türk Eğitim Derneğine destek amaçlı bir konserdeydim. TED tarafından okutulan o pırıl pırıl gençleri görmek o kadar mutluluk verici ki.  Bu türlü Atatürkçü, aydınlığa, bilime ve barışa inanan insanları eğitebileceğimiz kurumlara daha çok ihtiyacımız var.

Hem olanları desteklemek hem de yenilerinin açılmasını sağlamak için lütfen siz de bu nevi projelerde yer alın…

e mi çocuklarım?kuzucuklarım.. eferin size..hadi şimdi dişlerinizi fırçalayın ve cumburlop yataaaaa..pardon doğru okula…

Pardon unutmadan işte size the Clash ve Rudie Can’t Fail.

April 20, 2011

Lilac Wine

Bugün  Lila Şarabı günüdür arkadaşlar. İsterseniz Jeff Buckley’den ya da Nina Simone’den ya da Elkie Brooks’tan içebilirsiniz.

Buyurun benim en sevdiğim türü bir Jeff Buckley mahsulü…için içebildiğiniz kadar.  Bi de merak ediyorum acaba Freddie Mercury söyleseydi bu şarkıyı nasıl olurdu di mi? Pek bir onu çağrıştırıyor…Onu da anmış olalım böylece. Geride bıraktığımız bütün güzel insanların yolları ışık olsun, bizi de aydınlatsınlar. 🙂

http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=14616013-1b7

April 18, 2011

Athena Konseri

Cumartesi gecesi Athena konserine gittim. Otto Santral’de gerçekleşti konser.

Genel olarak bence Otto Santral mekanı bu tip konserler için fena değil ancak bende daha çok çılgın disko ortamı hissi uyandırdı. Biraz kimliksiz bir görüntüsü var. Hani Babylon’un böyle küçük, daha samimi bir havası vardır. O örme tuğlalar falan biraz ev hissi uyandırır ya, Otto Santral’de ise daha çok kireçle sıvanmış duvarlar, hangar gibi boş bir mekan ile soğuk bir hava söz konusu.  Dansetmeye dansedersin, Babylon’a göre çok daha geniş bir ortamı var elbette ama çıkan gurupla bir samimiyet dalgası olmaz.

Neyse efendim Athena’yı ben Türkiye’de yapmayı başardıkları kaliteli müzik dolayısıyla çok severim ve takdir ederim. Süperler bence. Çok fazla müzik terimleri bilmediğim için elbette profesyonel bir yorum yapamam ama kanımca iyidirler, acayip eğlendiriler sonuçta.

Öte yandan Athenadan canlı performansta bekleyeceğim o uçarı kaçarı delikanlılar havası yoktu konserde. Bir kere konsere 1 saat geç başladırlar ve buna rağmen bir de yarım saatten fazla neredeyse ara verdiler. Rock konserinde ara olmaz kanımca. Sahneye çıkarsın, azarsın azarsın sonra da gidersin. Seyirciyi iyice havaya sokarsın.  Yaşlı bildiğimiz adamlar bile performanslarından bir şey kaybetmeeden 2 saat boyunca sahnede kalabilirler örneğin. (Mesela kendilerinin ön gurup oldukları Rolling Stones konseri) En son Gogol Bordello konserine gittim.  Eugene sahnede 2,5 saate yakın resmen kudurdu ve adamda yorgunluk yoktu resmen.

Yo hayır, Athena detone falan olmadı, gayet de güzel söylediler. Belki de havaya giremediler bilmiyorum. Mekanın etkisi büyük bu türlü işlerde sonuçta.

Gene de Athena şarkıları iyidir, güzel müzik yaparlar. Eferin size çocuklar.     Hadi şimdi bir Arsız Gönül dinleyin, güzel bir pazartesiye başlayın.

Kalın bol bol müzikle…

April 14, 2011

wishing on a star

Benim 6 yaşındaki kuzu parçası oğlum akşamları bazen dilek diliyor. Sonra aceleyle odasının perdelerini aralayıp, küçük güzel kafasını gökyüzüne kaldırıyor ve ” ama anne yıldız kaymadı ki” diyor hafif endişeli bir vaziyette. Ben de ona ” şu anda burada kaymamış olabilir ama dünyada bir yerlerde mutlaka kayan bir yıldız vardır oğlum” diyorum. Gözyaşlarıyla hafif buğulanmış gözleriyle  pür dikkat beni dinlerken, ağzı kulaklarının ötesine geçecek kadar gülümsemeye başlıyor bir anda. Tamam o zaman diyor ve fısır fısır dileğini tutuyor.

Düşünüyorum da hayat ve insanlık gerçekten çok keyif verici.  iyi ki varız ve iyi ki birbirimizi bu şekilde tamamlıyoruz.

Bu motivasyona bence NASA’dan gelen şu görüntüler de güzel eşlik ediyor. Buyrun tadına bakın:

http://www.nasa.gov/multimedia/videogallery/index.html?media_id=79119001

April 13, 2011

ow what a nite…

Sebepsiz ve alakasız bir başlıktır bu sevgili okuyucu. İçinde bulunduğum koşuşturma dolayısıyla “ow what a nite” şarkısı uygun düştü sanırım ruhumun radyo istasyonundaki DJ’e ve o da bunu çalıverdi. Durum budur yani. Neyse neyse….

işte böyle…

Çok süper bir Tindersticks konserine tanıklık ettim. Claire Denis filmleri için yaptıklari film müziklerinden bir derlemeyi, film görüntüleri eşliğinde canlı olarak çaldılar. Zaten biliriz Fransızlardan pek öyle iç açıcı filmler çıkmaz, hep bir insanı sıkıştıran, ağlatan, daraltan filmlerdir Fransız filmleri. İçerik ve anlam açısından hep iç acıtan filmlerdir ya, Denis filmleri de bu türden işte. offf offf offf ne sahneler, ne bunaltılar anlatabilmek mümkün değil. Tabii Tindersticks de öyle bir yakalamış ki filmlerin ruhunu, müzikler adeta o sahnelere yapışıp kalmış, onun ayrılmaz bir parçası olmuşlar. Konserde süper bir kurgu vardı. Öyle ki 1,5 saatin sonunda, baştan sona tek bir film seyretmiş gibi hissediyorsun oysa ki Denis’in Tindersticks ile ilk kez çalıştığı 1996 yapımı Nenette ile Boni’nin yanı sıra  Trouble Every Day,  L’intrus, 35 Tek Rom / 35 Rhums ve White Material gösterildi. Hiç birisi de aaa bu da olmamış kurgusuyla karşımıza çıkmadı.

Staples ise harika bir ses…

Neyse konserin muzikal tadi ile ilgili ayrıca bir şeyler yazarım belki sonra. Fakat kısaca çok iyiydi.

April 11, 2011

Seçimler

Bildiğiniz gibi Haziran ayı mübarek seçim ayı arkadaşlar. Pek çok mübarek insan kendini aday olarak belirletmiş durumda. Neyse benim adayım olmadıkları kesin.

Artık boynumuzun borcu, sitelerinden girip milletvekili adaylarının en azından bir özgeçmişlerini okumak gerekir. İstanbuldan kimler aday vb. Fakat dikkat ettim, AKP’nin İstanbul adayları arasında 86 doğumlu kişiler bile var.  Hatta 10 kadar 77-76 doğumlu aday var. Bu kadar genç bir nüfusu meclise sokma cesaretini göstermek, bu altyapıyı hazırlamış olmak bir başarıdır kanımca.

İşte bizimkiler de geçen seçimde oy verememişlerdi ya bu sefer hiç olmazsa kendilerini aday göstertmeyi başarmışlar. Şimdiki başarı kriteri ise  bu seçimde oy kullanabilmeleri. Eğer kulllanabilirlerse başarı sayılır. Hey gidi hey….Bir alternatif politika üretemedi benim ülkem. Bir alternatif lider çıkaramadık.  Bakın onlar harıl harıl gençleri de yetiştiriyorlar. Bu seçimlerde deneyecekler, aralarından parlak adaylar sıyrılacak, bir dahaki seçimlerde bakan bir dahakinde başbakan olacaklar belki de….

April 6, 2011

Bilmiyom Neden…

Bilmiyom neden ama bugün böyle…Rüzgar var dışarıda..ben ormanda, kütük bir kulübedeyim…kar yağıyor, hem de çok…içerisi sıcak. Üzerimde beyaz bir gecelik var. Beyaz pamuklu kumaştan…Elimde kahve kupam ve koyu yeşil kadife kumaş kaplamalı bir koltukta oturuyorum. Kocaman, içine gömüldüğün cins koltuklardan…Öylece oturuyorum ve bakıyorum. Zihnimde şu şarkı var:

Pick up your crazy heart and give it one more try…

Sonra hınzırca gülümseyip, I love you Jefffffff diyorum. Kalkıp kendime bir kahve daha alıyorum ve odanın içinde süzülerek şömineye bir odun atıyorum.

April 1, 2011

oy günlük oy

Sevgili Günlük

bir cuma yorgunluğu mudur bu dersin? Cuma günleri neşe böcekleri uçuşur  ya insanın içinde, işte benim de öyle ama arada bir de yorgunluk var. Neyse sevgili günlük hava gri, sisli, puslu ve yağmurlu. uzum zamandır başucumda beni beklemekte olan bir Çoluk Çocuk kitabı var Patti Smith’e ait. artık onu okusam bu haftasonu güzel olmaz miydi sence? Biliyorum günlük biliyorum.

Hadi benim canim, seni sevgiyle ve hasretle kucaklıyorum.

çok çok güzel bir haftasonumuz olsun e mi?

March 29, 2011

Dear Diary

Sevgili günlük, ben daha günlerin kısalmasına alışamamışken, günler uzamaya başladı be güzelim.  Bu sabah kafamın içinde adeta bir davul vardı. Zavallı vöcudum alışmaya çalışıyor olana bitene. Ya acaba işe yarıyor mu bu saat ayarlamaları sevgili günlük?

Biliyor musun sevgili günlük, bazen düşünüyorum acaba şu 2012 zırvaları doğru olabilir mi diye..ne bileyim işte bu Japonya depremi, bir sürü savaşlar, ülkemin içinde bulunduğu haller falan derken insan düşünmeden edemiyor anlatılanları…Neyse sevgili günlük ben de sadece düşünüyorum zaten.

Evet canım, bir tanem ve güzelim, sevgili  günlük;  bugünlerde hayatı daha bir hızlı yaşamaya başaladığımızı da itiraf etmeliyim sana. Yani daha doğrusu dünyanın eksenine birşeyler olmuş ve günler aslında kısalmış. eh biz de daralan zaman dilimlerinde aynı miktarda işi yapmaya çalışırken bir garip oluyoruz be güzelim günlük. N’apalım diyorsun de mi? hee bence de öyle n’apalım.

Sevgili sevgili günlük, şu anda iş yerindeyim biliyorsun değil mi? İş yerinde bile bana kafanı uzatıp, beni taciz etmen de hiç hoş değil ayrıca.  İnsanlar işyerinde iş yaparlar değil mi? eh öyle de güzelim bazen iş yapabimek için de gerekiyor böyle teneffüsler. ne feci bir kelimedir de mi teneffüs…fıs fıs, füs füs….sevgili günlüğüm hele 6 yaşındaki oğlumun ağzından teneffüs lafını duyduğum zaman daha da bir garip geliyor insanın kulağına…Küçüçük çocuk, farsça mı arapça mı olduğunu bilemediğim bir kelimeyi kullanınca, doğuyor bu absürdlük. Komik oğlum böyle laflar edince daha da komik oluyor. O da gülüyor zaten 🙂

Seni öpüyorum sevgili günlük. Birazdan önemli bir toplantım var. Toplanalım ve güzelleşelim di mi?